Kategori: İzlediklerim

İzlediğim film ve diziler üzerine kısa notlar, düşünceler ve yorumlar. Bazen beğeni, bazen eleştiri; ama her zaman içten bir izleme deneyimi.

  • The Social Dilemma İncelemesi

    The Social Dilemma İncelemesi

    Sonunda The Social Dilemma’yı izleme fırsatı buldum. Uzun süredir ertelediğim için pişman oldum. Bu yazımda hem belgeselin konusundan hem de dikkatimi çeken noktalardan bahsedeceğim.

    En sonda söylemem gerekeni en başta söyleyeyim:
    Lütfen ama lütfen Netflix’te The Social Dilemma’yı izleyin.
    Gerçekten tüyleri diken diken eden bir yapım. Toplumda gördüğümüz kutuplaşmayı, bağımlılığı, yalnızlığı o kadar iyi açıklıyor ki kendinizi sorgularken buluyorsunuz.

    Belgesel, büyük teknoloji şirketlerinin (Facebook, Google, Twitter vb.) manipülatif algoritmalarını açıkça ortaya koyuyor. Eski yöneticileri, mühendisleri ve sistem geliştiricileri konuştukça kafanızın içinde “Bunu nasıl fark etmemişim?” diye yankılanan sorular oluşuyor.

    Bu Belgeseli Neden İzlemeliyim?

    The Social Dilemma, belgesel ile dramayı birleştiren benzersiz bir format sunuyor. Röportajlarla kurgu sahneleri arasında geçişler o kadar iyi yapılmış ki akış hiç bozulmuyor.

    Sosyal medyanın ürkütücü, bağımlılık yapıcı ve zihin kontrolüne açık olduğu zaten bilinen bir gerçek. Ancak Netflix’in bu yapımı bildiklerimizin çok ötesine geçerek algoritmaların nasıl çalıştığını ve kitleleri nasıl yönlendirdiğini gözler önüne seriyor.

    Eski Facebook çalışanlarından biri şöyle diyor:
    “En çok iç savaştan endişeleniyorum.”
    Bu cümleyi duyunca Netflix’in neden bu belgeseli çektiğini daha iyi anlıyorsunuz.

    Belgesel boyunca büyük şirketlerin eski yöneticileriyle yapılan röportajlar, izleyicide güven duygusu oluşturuyor. Sonuçta sistemi yaratan insanlar açık açık konuşuyor.

    Sosyal İkilem’in ana teması:
    Sosyal medyanın özellikle gençlerin ruh sağlığı üzerinde ciddi etkileri olduğu.
    Bu, grafiklerle, gerçek verilerle ve yaşanmış hikâyelerle destekleniyor.

    Teknolojinin gelişmesiyle birlikte artan depresyon, yalnızlık ve intihar oranları belgeselde açık şekilde ortaya konuyor. İzlerken içinizi acıtan bir yüzleşme yaşıyorsunuz.

    The Social Dilemma’nın Konusu

    Belgesel şu vurucu cümleyle başlıyor:

    “Eğer ürün ücretsizse, ürün sizsiniz.”

    Tristan Harris’in sosyal medya hakkında söylediği bir şey beni derinden sarstı:
    “Sosyal medya bir araç değil, kendi hedefleri var.”
    Telefonlarımızdaki bildirim seslerinin bile bizi manipüle etmek için tasarlandığını öğrenmek gerçekten şok edici.

    Pinterest’in eski yöneticisi Tim Kendall’ın açıklaması ise daha da vahim:
    Kendi geliştirdiği ürünün bağımlısı olmuştu ve bunu bile durduramıyordu.

    Facebook’taki beğen tuşunun insanları mutlu etmek niyetiyle tasarlandığını ama bugün milyonlarca kişiyi özgüven sorununa sürüklediğini öğreniyoruz.
    Artık değerimizi sosyal medyadaki beğeni sayısıyla ölçer hâle geldik.

    Sahte haberlerin gerçek haberlere kıyasla 6 kat daha hızlı yayıldığını gösteren araştırmalar, gerçeğin nasıl çarpıtıldığını gözler önüne seriyor.

    Belgeselde verilen örneklerden biri de fotoğraf etiketleme:
    Bir eşleşme bildirimi aldığınız anda onu açmak zorunda hissetmeniz tesadüf değil. Bu direkt olarak insan psikolojisini hedef alan bir tasarım.

    Genç kızlarda depresyon ve intihar oranlarının yıllar içinde nasıl yükseldiğini gösteren grafikler ise en can yakıcı kısımlardan biri.
    Bir neslin gençlik yılları resmen yok edildi.

    Belgeselin söylediği en sert gerçeklerden biri:
    Biz, en yüksek teklifi verene satılan ürünleriz.
    Ve zihnimiz mümkün olduğu kadar uzun süre ekranlarda tutulmak için manipüle ediliyor.

    Bu noktada belgeselin söylediklerini tamamen onaylıyorum. Teknoloji, veri gizliliği ve güvenliği üzerine yıllardır araştırma yapan biri olarak anlatılanların çoğunun doğru olduğunu biliyorum.

    Kişisel Deneyimim

    Sosyal medyadan (Instagram, Facebook) yıllar önce çıkmıştım.
    Sebep?

    • Gereksiz zaman kaybı
    • Günde 3–4 saat vakit çalması
    • Dikkat dağınıklığı
    • Sürekli dopamin döngüsü içinde olma

    Filmde geçen “uyuşturucu etkisi” söylemi gerçekten doğru. Bu etkileri erken fark ettiğim için kendimi şanslı hissediyorum.

    Pandemi döneminde sosyal medya faydalı yönlerini de gösterdi:
    Sevdiğimiz insanlarla iletişim kurmak, bilgiye ulaşmak ve sosyal bağları sürdürmek gibi…
    Ancak belgesel bu olumlu yönü pek ele almıyor, bu doğru.

    Sosyal medyayı kullanmayın demiyor aslında;
    Farkında olarak kullanın diyor. Dozunda, bilinçli, kontrollü…

    Peki Tüm Bu Manipülasyonları Öğrendikten Sonra Ne Yapabiliriz?

    • Gereksiz bildirimleri kapatın.
    • Size katkı sağlamayan hesapları takip etmeyi bırakın.
    • Sahte haberlerin yayılmasını önlemek için bilgileri doğrulayın.
    • İnsanları sosyal medyanın gerçek yüzü konusunda bilinçlendirin.

    Hesaplarınızı silmek bir çözüm değil; çünkü sorun sistemin içinde hâlâ duruyor.
    Önemli olan bilinçli kullanıcı olmak.

    Hepimizin kişiselleştirilmiş bir haber akışı olduğunu ve aynı gerçeği görmediğimizi biliyor muydunuz?
    Bu yüzden başkalarını suçlamak yerine farklı “pencerelerden” baktığımızı anlamamız gerekiyor.

    Belgeselin en düşündürücü saptamalarından biri:
    Netflix’in sosyal medya bağımlılığı üzerine bir belgesel yayınlaması, eroin satıcısının kokain bağımlılığı konusunda uyarması gibi.
    Çünkü Netflix’in algoritmaları da benzer biçimde kullanıcıyı manipüle ediyor.

    The Social Dilemma, izleyen herkesi derin bir sorgulamaya iten, gerçek anlamda “kafa açıcı” bir belgesel. Sosyal medyanın hayatınıza nasıl etki ettiğini yeniden düşünmenizi sağlayacak.

    Sosyal medyanın sizin hayatınıza nasıl fayda sağladığını veya nasıl zarar verdiğini yorumlarda paylaşabilirsiniz. Bu konudaki düşüncelerinizi merak ediyorum.