
WordPress her yazı güncellemesinde bir “revision” (sürüm) kaydı oluşturur. Yazıyı 10 kez güncellerseniz, 10 ayrı kayıt veritabanına eklenir. Bu durum zamanla gereksiz şişmeye neden olur. Minimal sistem yükü isteyen bir webmaster olarak bu durum beni aşırı rahatsız eder. WordPress kurduğum sitelerde ilk yaptığım işlemlerden biridir.
Autosave ise farklıdır. WordPress’in belirli aralıklarla yaptığı geçici güvenlik kaydıdır ve veritabanını şişirmez.
Aradaki Fark
- Revision: Her güncellemede kalıcı sürüm oluşturur.
- Autosave: Geçici güvenlik kaydıdır, birikmez.
Kapatmak Mantıklı mı?
Eğer yazıları panelde değil dışarıda yazıp sonradan aktarıyorsanız, revision sistemi gereksizdir. Bu durumda kapatmak performans açısından daha mantıklıdır.
Nasıl Kapatılır?
wp-config.php dosyasında şu satırı bulun:
/* That's all, stop editing! Happy publishing. */Aşağıdaki kodu bahsettiğim satırın HEMEN ÜSTÜNE ekleyin.
define('WP_POST_REVISIONS', false);
define('AUTOSAVE_INTERVAL', 300);Bu ayar:
- Revision oluşumunu durdurur
- Autosave’i 5 dakikaya çıkarır
- Veritabanı şişmesini engeller
Bilinçli kullanıyorsanız, revision kapatmak zararlı değil; aksine daha temiz bir sistem sağlar.
Ya da benim gibi yazıyı bitirip yayımladıktan sonra WP Optimize ile veritabanından revizyonları silebilirsiniz lol.
WP-Optimize’ı çok savunan tarafta değilim, onu baştan söyleyeyim. Özellikle hız testi araçlarıyla ilgili çıkan iddialar güven açısından soru işareti oluşturdu.
Ama veritabanı tarafında hakkını da vermek lazım; revizyon, autosave, trashed post, transient temizliği gibi işlemlerde gerçekten iş görüyor. Özellikle uzun süredir içerik girilen sitelerde ciddi şişme oluyor ve düzenli temizlik performansı hissedilir şekilde rahatlatabiliyor.
Sorun daha çok “optimizasyon” kısmında. Eğer hız testi botlarına farklı çıktı veriliyorsa bu sağlıklı bir yaklaşım değil. Veritabanı temizlik aracı olarak kullanılabilir ama cache/minify tarafını başka, daha şeffaf bir çözümle yapmak bana daha mantıklı geliyor.
Bu detayları bilmiyordum.
Neyse ki o konularda sırtımız Nitropack’e dayalı. Nitropack harika ama benim hosting aşırı yavaş. Senelik 600 lira civarı istiyorlar bir de.
Hocam vallahi ben de o konularda aynı noktadayım 🙂
Türk firmalarının özellikle paylaşımlı hosting tarafında; gizli kaynak limitleri, işlemci kısıtları, bazı dosyalara müdahale edememe, arka planda agresif kısıtlama politikaları gibi şeyler yüzünden hiçbir zaman tam verim alamadım. Bir yerden sonra insan “site mi yavaş, yoksa bana mı fren yapılıyor?” diye düşünmeye başlıyor.
O yüzden ben uzun zamandır sunucumu kendim yönetiyorum. Üzerine panelimi (DirectAdmin vs.) kuruyorum, AlmaLinux’u tertemiz kurup tamamen kendi kontrolümde bir yapı oluşturuyorum. PHP sürümü, opcache ayarları, cache katmanı, güvenlik duvarı… hepsi benim kontrolümde oluyor. Kimse arka planda CPU’yu kısmıyor, I/O’yu limitlemiyor.
Başkası tarafından yönetilen bir ortamda çalışınca, ne kadar iyi optimizasyon yaparsan yap bir tavan var. Ama kendi sunucunda o tavanı sen belirliyorsun. Evet biraz teknik bilgi ve sorumluluk istiyor ama performans ve özgürlük açısından bana göre çok daha sağlıklı.
Can süpersin, bir gün ben de o cesaret seviyesine gelirim umarım.
Şu an hosting üzerinde WordPress çalıştırmak bile kendimi mutfakta sürekli ellerimi kirletiyor gibi hissettiriyor. Bir de sunucumda çalıştırsam herhalde epey bunalırdım.
PHP sürümü yükseltmen gerekince ticket filan açmak sıkıcı.
@Onur
Bu cesaret seviyesi gerçekten kolay oluşmuyor. Çünkü işin doğası gereği sürekli deneme-yanılma içindesin. Hosting üzerinde WordPress çalıştırırken bile insan en ufak değişiklikte “Acaba doğru mu yaptım? Bir şeyi bozdum mu? Dosyaları kirlettim mi?” diye düşünüyor. Bir noktadan sonra da obsesif bir hal alabiliyor; sürekli başa sarma, yeniden kurma isteği geliyor.
Ama açıkçası bu kadar obsesyona gerek olmadığını düşünüyorum. Sistem çalışıyorsa, stabilse, ihtiyacını görüyorsa “elleme, bozma” mantığı çoğu zaman en sağlıklısı. En optimum haline getir, güvenliğini sağla, yedeğini al ve bırak çalışsın.
Sunucu tarafında bu durum daha da kritik. WordPress’te bir şey bozduğunda en fazla site gider; ama sunucuda ciddi bir hata yapıp sistemi kilitlediğinde, her şeyi sıfırdan kurmak zorunda kaldığında psikolojik olarak daha yıpratıcı olabiliyor. O yüzden ben şu kafadayım: Sistem 10 üzerinden 8 seviyesinde stabil çalışıyorsa yeter. Her şeyi 10/10 mükemmel yapacağım diye kendini yormaya, strese sokmaya gerek yok.
Stabilite > mükemmeliyet.
Çalışıyorsa, güvenliyse ve performansı yeterliyse, bırak işini yapsın.