Kıymetli dostlar,
Bu sorunun cevabına geçmeden önce şunu netleştirelim: Her ibadet bir zikirdir. Çünkü zikir, Allah’ı hatırlamak demektir ve ibadetler de bizi O’na yaklaştırmanın yollarıdır. Namaz kılarken, dua ederken ya da oruç tutarken Allah’ı andığımız için, aslında hep zikir hâlindeyiz.
Peki, zikir ve ibadeti kıyaslamak doğru mu? Aslında bu sorunun kendisi bile bir çıkmaz. Çünkü zikir ve ibadet birbirine rakip değil, aksine birbirini tamamlayan kavramlardır. Bir yemeğin tadını tuzuyla ya da baharatıyla kıyaslamaya benzer bu. İkisinin de yeri ayrı ve bir araya geldiklerinde ortaya eşsiz bir lezzet çıkar.
Bazı hadislerde ise belirli zikirlerin ya da ibadetlerin diğerlerinden daha faziletli olduğuna işaret edilir. Örneğin, Tirmizi, “Allah’ı anmanın ibadetlerin en faziletlisi olduğunu” belirten bir rivayeti sahih olarak aktarır (bkz. Tirmizi, no: 3555). Ancak bu, ibadetin değerini küçültmek değil, zikrin kapsayıcılığını vurgulamaktır.
İmam İz b. Abdusselam da bu noktaya dikkat çeker. Zikirlerin bazıları, Allah’ın isimlerini ve sıfatlarını daha geniş şekilde kapsadığı için diğerlerine göre daha üstün olabilir. Mesela, “Subhanallah” dediğimizde, Allah’ın tüm eksikliklerden uzak olduğunu anarken, “Elhamdülillah” diyerek O’na şükürlerimizi sunarız. Her biri ayrı bir derinlik taşır.
Sonuç olarak, ibadetlerimizi yaparken zikirle süslemeyi unutmayalım. Zikir, kalbimizi O’na daha çok bağlar, ruhumuza dinginlik getirir. Namazlar, dualar, zikirler hepsi bir bütündür. Tıpkı bir çiçeği sulamak gibi; su olmadan yeşermez, ama topraksız da kök salmaz. Öyleyse, her birine gereken değeri verelim, unutmadan, ihmal etmeden…