Merhaba sevgili dostlar,
Bugün sizlerle kıyamet alametleri ve Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) bu konuda söylediklerine dair birkaç önemli noktayı paylaşmak istiyorum. Biliyorsunuz, kıyamet konusu her zaman merak uyandıran ve düşündüren bir mesele. Peki, bu konuda Resulullah (s.a.v.) neler söylemiş? Gelin, birlikte bakalım.
Öncelikle, Hz. Ebu Hureyre ‘nin aktardığı bir hadisle başlayalım. Efendimiz, “Ayakkabıları kıldan bir kavimle savaşmadıkça, kıyamet kopmaz” der. Burada, belki de hiç beklemediğimiz bir şekilde, savaşların ve insanoğlunun çatışmalarının kıyametin habercisi olabileceğine vurgu yapılıyor. Düşünsenize, savaşlar durmadan devam ederken, acaba bu hadis bize bir uyarı mı yapıyor?
Bir diğer çarpıcı nokta ise, Fırat Nehri ‘yle ilgili. Peygamberimiz, “Fırat nehri altın bir dağ üzerinden açılmadıkça kıyamet kopmaz” buyurmuş. Altından bir dağ mı dediniz? Evet, bu ifade, belki de dünya nimetleri uğruna süregelen çatışmaları ve bu çatışmaların ne kadar yıkıcı olabileceğini sembolize ediyor. Bu durumda, her birimizin sorması gereken soru şu: Gerçekten ne için savaşıyoruz?
Yine Ebu Hureyre’den gelen bir başka hadis: “Herc vakıaları çoğalmadıkça kıyamet kopmaz.” Herc, yani kargaşa ve kaos… İçinde bulunduğumuz dünya düzenine bakınca, bu kaosun ne kadar da tanıdık geldiğini fark ediyor musunuz?
Şimdi biraz da Rumlar ve İstanbul’un Fethi ‘ne dair hadise bakalım. Efendimiz, Müslümanların Rumlarla savaşacağını ve İstanbul’u fethedeceğini müjdeliyor. Ancak burada asıl mesele, savaş sonrası şeytanın fitne çıkarması. İnsana düşündürüyor değil mi? Kendi iç dünyamızdaki savaşlardan galip çıksak bile, şeytanın bizi nasıl yoldan çıkarmaya çalıştığını hepimiz deneyimliyoruz.
Son olarak, Enes bin Malik’ten bir hadisle bitirelim: “Zaman yakınlaşmadıkça kıyamet kopmaz.” Zamanın hızla akıp gittiği bir dünyada yaşıyoruz. Günler, haftalar, aylar su gibi geçiyor. Peki, bu hızla geçen zamanda ne kadar farkındayız?
Sonuç olarak, kıyamet alametleri ve bu konudaki hadisler, bize aslında kendi iç dünyamız ve insanlık hali üzerine düşünmemiz gerektiğini hatırlatıyor. Bize düşen, bu uyarıları dikkate alarak daha bilinçli ve duyarlı bir yaşam sürmek. Unutmayalım ki, her günümüzü sanki son günümüzmüş gibi yaşamak belki de en büyük ders.