Değerli kardeşlerim, gökyüzüne bakmak, sadece bir manzara seyretmekten öte, derin bir tefekkür ve ibret vesilesidir. Rabbimiz, hem gökyüzüne hem de yeryüzüne bakmamızı ve bu muazzam yaratılış üzerinde düşünmemizi istemektedir. Kur’an-ı Kerim’de, göklerin ve yerin yaratılışı sıkça vurgulanır. Bu, hem alimlere hem de sıradan insanlara hitap eden bir davettir. Gökyüzü, ilim ehline daha fazla açılan bir kitap gibidir.
Kur’an’da şöyle buyruluyor: “(Bu insanlar), üzerlerindeki göğü nasıl (harika bir şekilde) bina ettiğimize, süslemelerle tezyin ettiğimize ve hiçbir kusurunun olmadığına bakmazlar mı?” (Kaf, 50/6). Bu ayet, Allah’ın kusursuz sıfatlarına ve yaratılışındaki mükemmelliğe dikkat çeker. Gökler ve yer, Allah’ın birliğini, ilmini ve kudretini gösteren birer delildir.
Bediüzzaman Said Nursi’nin de ifade ettiği gibi, kainat, muhteşem bir saray veya muntazam bir fabrika gibidir. Bu kainatın her bir parçası, birbirleriyle uyum içinde çalışır ve Allah’ın emriyle hareket eder. Gökyüzündeki yıldızlar, gezegenler ve diğer gök cisimleri, adeta birbiriyle konuşur ve yardımlaşır. Bulutlar ve yeryüzü arasındaki su alışverişi, bu muazzam düzenin bir parçasıdır. Buharlaşan su, bulutlarda işlenir ve yağmur olarak geri döner. Bu, cansız varlıkların bile bir düzen içinde çalıştığını gösterir.
Gökyüzü, atmosferdeki olaylardan galaksilere kadar geniş bir alanı kapsar. Güneş sistemindeki hareketler, meteor yağmurları, kara delikler ve daha fazlası, belli bir amaç doğrultusunda işlevini yerine getirir. İlim adamları, bu manzaralara bakarak Allah’ın büyüklüğünü ve yaratılışındaki hikmeti daha iyi anlarlar.
Sonuç olarak, gökyüzüne bakmak, Allah’ın büyüklüğünü ve kudretini anlamak için bir vesiledir. Alimler, bu muazzam düzeni inceleyerek, Allah’ın sonsuz ilim ve hikmetine şahitlik ederler. Rabbim, bizlere de bu derin tefekkürü nasip etsin. Selam ve dua ile…