Aşk, insanın kalbine düştüğünde ne kimlik sorar ne de mezhep. Ama iş ciddiye binip evlilik planları yapılmaya başlandığında, özellikle Türkiye gibi kültürel çeşitliliğin yoğun olduğu bir ülkede, mezhep farklılıkları gündeme gelebiliyor. Alevi-Sünni evlilikleri , bu noktada sıkça tartışılan bir konu. Peki, bu evlilikler gerçekten zor mu? Yoksa toplumun dayattığı önyargılar mı bizi bu kadar korkutuyor?
Aşkın Mezhebi Olmaz Ama Toplumun Olur
Alevi ya da Sünni olmak, aslında bir inanç meselesi. Ama ne yazık ki, bu inanç farklılıkları bazen toplumsal baskılarla büyütülüyor. Alevi-Sünni evliliklerinde en büyük sorun, çiftlerin değil, ailelerin bu durumu nasıl karşıladığı oluyor. Aileler, “Bizim kültürümüz farklı, yaşayış tarzlarımız uymaz” gibi gerekçelerle bu tür evliliklere karşı çıkabiliyor. Halbuki aşk, iki insanın birbirini anlaması ve sevmesiyle ilgili değil mi? Mezhep farklılığı, bu sevgiye engel olabilir mi?
Kültürel Farklılıklar: Engel Mi, Zenginlik Mi?
Alevi ve Sünni inançları arasında bazı ritüel ve ibadet farklılıkları var. Örneğin, Aleviler cem evlerinde ibadet ederken, Sünniler camide ibadet eder. Bu farklılıklar, çiftlerin günlük yaşamında bazı uyum sorunlarına yol açabilir gibi görünse de, aslında bu durum bir zenginlik olarak da görülebilir. Farklılıklar, çiftlerin birbirini daha iyi anlamasına ve farklı bakış açıları kazanmasına yardımcı olabilir. Önemli olan, bu farklılıkları bir sorun olarak değil, bir öğrenme fırsatı olarak görmek.
Ailelerin Rolü: Destek Mi, Engel Mi?
Alevi-Sünni evliliklerinde en büyük sınav genelde ailelerle yaşanır. Aileler, çocuklarının kendi inançlarına uygun biriyle evlenmesini ister. Bu, onların kötü niyetinden değil, genelde alışkanlıklarından ve koruma içgüdüsünden kaynaklanır. Ancak burada çiftlere büyük bir görev düşüyor: Aileleri sabırla ikna etmek. Onlara, bu evliliğin bir sevgi ve saygı temeli üzerine kurulduğunu göstermek. Çünkü sonunda, aileler de çocuklarının mutluluğunu görmek ister.
Çocuklar Nasıl Yetişecek?
Alevi-Sünni evliliklerinde sıkça sorulan bir diğer soru da, “Çocuklar hangi inanca göre yetişecek?” oluyor. Bu konuda çiftlerin açık bir şekilde konuşması ve ortak bir karar alması çok önemli. Çocukların her iki inancı da tanıması, farklılıkları öğrenmesi ve saygı duyması sağlanabilir. Bu, onların daha hoşgörülü ve açık fikirli bireyler olarak yetişmesine katkı sağlar.
Önyargıları Yıkmak Mümkün Mü?
Toplumda Alevi-Sünni evliliklerine dair birçok önyargı var. “Bu evlilikler yürümez”, “Kültürler uyuşmaz” gibi söylemler, çiftlerin cesaretini kırabiliyor. Ancak bu önyargıları yıkmak mümkün. Bunun yolu, sevgi ve saygıyı ön planda tutmaktan geçiyor. Çiftler, birbirlerine ve ailelerine karşı dürüst ve açık olduklarında, bu tür evliliklerin de gayet mutlu bir şekilde sürdüğünü gösterebilirler.
Sonuç: Aşk Her Şeyi Aşar
Alevi-Sünni evlilikleri, toplumun dayattığı önyargılar nedeniyle zor gibi görünse de, aslında sevgi ve saygı temeli üzerine kurulduğunda her türlü zorluğun üstesinden gelinebilir. Aşk, mezhep ya da inanç farkı tanımaz. Önemli olan, çiftlerin birbirine olan sevgisi ve bu sevgiyi koruma konusundaki kararlılığıdır. Eğer iki insan birbirini gerçekten seviyorsa, mezhep farklılıkları bir engel değil, bir zenginlik haline gelebilir. Unutmayın, aşkın mezhebi olmaz; yeter ki siz inanın.
Alevi-Sünni evlilikleri, toplumun hoşgörü ve anlayış sınavıdır. Bu sınavı geçmek, sadece çiftlerin değil, toplumun da elinde. Sevgi, her zaman kazanan taraf olmalı.