Ana Sayfa / Filmler / Vivarium Film İncelemesi ve Konusu

Vivarium Film İncelemesi ve Konusu

Vivarium - Film - İnceleme - Eleştiri

Banliyöden daha rahatsız edici bir ortam yoktur. Gerilimden dehşete kadar birçok film yıllar boyunca banliyö ortamında çekildi.  Banliyö ortamı Scream,  Poltergeist ve Halloween dahil olmak üzere birçok klasik filmde önemli bir rol oynamıştır. Banliyö ortamı gerçekten filmlere daha da ürkünçlük katıyor. Bu yadsınamaz bir gerçek…

Vivarium filmine ait fragmanı gördüyseniz filmin ne hakkında olduğunu az çok biliyorsunuzdur. Çıkış yolu olmayan bir banliyö evinde-bölgesinde sıkışıp kalan bir çift…

Ürkütücü değil mi? Tabii ki Vivarium bu kadar basit değil; göndermeler, toplumsal eleştiriler, metaforlarla dolu… Alt metinleri okuyabilen biriyseniz filmin sonunda çıkarımınız aslında biraz fazla karamsar olabilir.

Hikayenin özünde Gemma (Imogen Poots) ve Tom (Jesse Eisenberg) var.  Genç çiftimiz ev almak istemektedir. Bir gün çiftimiz Martin adında eksantrik-ürkütücü-sayko bir emlakçının ofisine gider.

Emlakçı, çiftimizi kafalayarak “Yonder” olarak bilinen yepyeni bir bölgede ev göstermeye götürür. Bu bölgeyi ilk gördüğünüzde hayretler içerisinde kalacaksınız. Her yer birbirinin aynısı nane yeşili renginde evler, garip bir atmosfer…
Vivarium - Nane Yeşili Evler

Giriş yaptıkları ev 9 numaradır. Başlangıçta ​​evi emlakçıyla birlikte titizlikle incelerler. Her oda olası bir çocuk için önceden boyanmış mavi bir oda da dahil olmak üzere tamamen oturacak çiftler için özel olarak döşenmiştir.

Evin güzelliği zamanla filmin en rahatsız edici yönlerinden biri haline geliyor. Yapım tasarımcısı Philip Murphy ve set dekoratörü Julia Davin-Power evin ütopik tasarım işini çok iyi becermişler.

Neyse ki Gemma ve Tom her şeyin tuhaflığını çabucak anlıyor ancak ne yazık ki emlakçı Martin ortadan kayboluyor ve çifti bu ürkütücü yerde yalnız bırakıyor.

Yeşil evlerin, sahte çimlerin, pamuk şeker bulutların, labirent gibi evlerin arasında sıkışıp kaldıklarını, sadece 9 numaraya geri dönmek için saatlerce aynı yerde dolaştıklarını fark ederler. Ne yaparlarsa yapsınlar Yonder bölgesinde sıkışıp kalırlar.

Ancak bir gün kapılarına bir paket gelir. Paket üzerindeki notta: “Çocuğu yetiştirin ve serbest kalın” yazar…

Yeni aile olmuş çifte çocuk bile hemen hazır paket geliyor. Evlendiniz ve sistemde yerinizi aldıysanız derhal üremelisiniz. Toplum kuralları böyle…  Sağlam sistem eleştirisi…
Vivarium - Jesse Eisenberg - İmogen Poots

Film izleyicisini rahatsız etmenin yollarını bulmakta gerçekten mükemmel… Örneğin; yetiştirmekle görevlendirildikleri çocuk gerçekten normal bir çocuk değil. Resmen bir mutant… Ses karışımı kullanılarak masum bir çocuğun sesi ile büyük bireyin sesi harmanlanmış gibi. Zaman zaman canavarca çığlıklar çıkararak filmi tatsız hale getiriyor. Bu kısımlarda sesi kısarak izledim.

Mutant çocuk televizyonda sadece hipnotize edici görüntüler izlemektedir. Ve bu izlediği boş şeylerden büyük bir keyif almaktadır: Televizyonun ya da ekranın çocuk gelişiminde uyuşturucudan farksız hipnotize edici etkisi şok edici bir şekilde vurgulanmış.
Vivarium

Gemma bir anaokulu öğretmenidir ve çocuklarla bağlantı kurmayı işi gereği iyi biliyor. Gemma zamanla mutant çocukla iletişimini ilerletiyor. Fakat bu iletişim çabaları çok başarılı olamıyor. Onları bulundukları ortamdan kurtaracak ipuçları bile bulamıyor.

Tom’un sürekli toprağı kazması ise bu bataklıktan kurtulma gayretini temsil ediyor. İzlerken fark edeceksiniz kadının kurtulma gibi bir çabası yok. Mutant çocuğu bile kabullenip oğlu gibi davranıyor.

Vivarium” 21. yüzyılda evliliğin ve ebeveynliğin boğucu doğasıyla ilgili olmasaydı o kadar da kötü olmazdı belki de. “Vivarium” kesinlikle eğlenceli film değil, klostrofobik ve kasvetli bir havası var.

Film, banliyö-sıradan yaşamının insanları tek tipleştirilmesini anlatıyor. Birbirinin kopyası evler, renkler, standart sokaklar, tatsız tuzsuz yiyecekler, lanet olası bir çocuk… Her şey ama her şey acayip derecede sıkıcı ve bayıyor. İnsana kapana kısılmışlık, yaşarken ölmüşlük hissi veriyor.

Vivarium isminden hareketle bir çıkarımda bulunacaksak her şeyin bir deney olduğunun sonucunu varabiliriz. Bu konudan tam anlamıyla bir bilim kurgu çıkmaz. Çıksa çıksa deney çıkar. Finali biraz havada kalıyor. Hiçbir yere bağlamamışlar.

30 dakikaya sığacak ve kısa film olacak senaryoyu sürdürdükçe sürdürmüşler. Sonlara doğru artık bitsin lütfen diyebilirsiniz. Son kısımları hariç sıkmıyor ve merak uyandırıcı şekilde ilerliyor…

Bu filme IMDB üzerinden 6 puan verdim. Bana göre çok iyi de değil, çok kötü de değil.  Orta karar bir film.

Mutlaka Okumalısın

Coco, Ölüler Diyarına Yolculuk

Coco: Ölüler Diyarına Yolculuk

Coco filminin yönetmen koltuğuna Lee Unkrich-Adrian Molina ikilisi birlikte oturmuş. Film, Altın Küre En İyi …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir